30 Mart 2010 Salı

Chelsea 7 - 1 Aston Villa



Şampiyonlar Ligi'nden elendikten sonra, Blackburn beraberliği de eklenince güzel başlayan sezon Ancelotti yönetimindeki Chelsea için tepe taklak olmuştu. Ancak deplasmandaki 5 gollü Portsmouth galibiyeti, Stanford Bridge'de moralleri yerine getirebileceğini daha önceki postlarımızda belirtmiştik.

Geçtiğimiz haftasonu Chelsea, Aston Villa çok önemli bir maç oynadı. Rooney olmadan da Bolton karşısında 4 golle kazanmasını bilen Manchester United ile arasındaki puan farkının açılmasını engellemek için Chelsea'ye mutlak galibiyet gerekiyordu. Ancak Martin O'Neill'in Aston Villa'sı ligin dördüncü sırası için Tottenham, Manchester City ve Liverpool ile olan yarışını sürdürebilmesi için bu maçtan puanla dönmek istiyordu.

Son haftaların yükselen ismi Malouda'nın yerden sert ortasına ayak koyan Lampard gol perdesini açtı ve ilk yarı böyle bitecek derken Lampard'ın golüne benzer bir gol oldu Aston Villa, Carew'in ayağından. Ashley Young'ın orta şut karışımına arka direkte ayak koyan Carew maça dengeyi getirdi. İlk yarı bu skorla kapanırken açıkcası maçın böyle biteceğini düşünüyordum.

İkinci yarı Ancelotti, sevdiği 4-4-2 baklava taktiğinden Chelsea'de görmeye alıştığımız 4-3-3 vari bir taktiğe dönünce maçın seyri bir anda değişti. Mourinho zamanından beri bu taktikle oynamaya alışan takım, eski düzene dönünce gol yağmurunun sinyalcisi oldu.

Yaz döneminde geçirdiği sakatlıktan sonra yeni yeni form tutmaya başlayan Rus kanat oyuncusu Zhirkov'un Aston Villa ceza sahasına penetreleri meyvesini verdi ve Zhirkov bu maçta Chelsea'ya altın değerinde 2 penaltı kazandırdı. Bana sorarsanız iki penaltı pozisyonu da tartışmasız penaltıydı. Ashley Cole'ün yokluğunda, hızı ve bilek hakimiyeti iyi olan Zhirkov'un ilerleyen haftalarda rakip defanslar için büyük bir tehlike oluşturmaya devam edeceğine inanıyorum. İlk penaltıyı gole çeviren Lampard, skoru 2-1'e getiriyordu.

İkinci golden sonra baskıyı iyice artıran Chelsea, Zhirkov'un bindirmesiyle açtığı ortayı gelişine vuruşla ağlara gönderiyordu Malouda ve bu haftayı da boş geçmiyordu. Bu dakikadan sonra konsantrasyonu kaybolan Aston Villa defansı, Zhirkov'u ceza sahası içinde ikinci kez düşürünce, Lampard için hat-trick'ini tamamlaması adına güzel bir fırsat oldu. Inanılmaz performansına devam eden Lampard, Malouda'nın koşusunu iyi görünce güzel bir vuruşla skor 6-1 oldu. Chelsea baskısını ne zaman azaltacak diye beklerken bu maç gol atamasa bile inanılmaz güzel oynayan Anelka'nın asistiyle Kalou topu ağlara gönderdi ve maça noktayı koydu, 7-1.


4 golle yıldızlaşan Lampard, Chelsea kariyerinde 151.gole ulaşırken, Chelsea takımı Drogba olmadan da takımın bu tür maçlar çıkarabileceğini kanıtlamış oldu. Malouda'nın devam eden form grafiğini göz önüne alırsak Lyon'daki özlenen Malouda geri dönüyor diyebiliriz ama Carvalho'nun bir an önce takıma dönmesi gerekiyor.

Sezon boyu bol gollü galibiyetler alan Chelsea ilginç bir istatistiğe de imza atabilir. 32 lig maçında 82 gole ulaşan Chelsea bakalım ligin sonunda kulüp rekoru 1960-61 sezonundaki 42 maçta 98 gol istatistiğine ulaşabilecekler mi? Premier League'in bitmesine 6 hafta kala 98 gol biraz hayal gibi gözükse de, Chelsea takımı bu maçta gösterdiği hırsı ve kazanma isteğini sezon sonuna kadar devam ettirebilirse hem rekoru kırar hem de şampiyonluğu tekrardan Stanford Brigde'e getireceğini düşünüyorum.

Maçın özeti:


Chelsea vs Aston Villa Highlights (7 1)
Yükleyen bradoliki. - Basketbol, beyzbol, güreş ve diğer spor videoları.
Hafta sonu oynanan maçlardan sonra Premier League puan tablosu aşağıdaki gibi. 4. mücadelesi son haftaya kadar devam edecek gibi gözüküyor ama benim favorim Spurs.

 Total
TeamPldWDLFADiffPts
Manchester United32233676255172
Chelsea32225582295371
Arsenal32215674344068
Tottenham Hotspur31177757292858
Manchester City311511558391956
Liverpool321661053322154
Aston Villa311312643321151

25 Mart 2010 Perşembe

Talihsiz David James ve Portsmouth

Bu devirde kaleci olmak zor iş. Muhteşem kurtarışlar yaparsınız ama bir hatalı hareket bütün performansınızı gölgeler.. Kimse kurtarışlarınızı değil, yediğiniz golü tartışır.. Dün akşam Portsmouth ile Chelsea arasında oynanan maçta, Portsmouth kalecisi yaşlı kurt David James de aynı talihsizliği yaşayanlardan..

Porstmouth zor günler geçiriyor, puanları da silindi ve kümeden düşmesine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Tüm bunlara ek olarak neredeyse patates tarlasına dönmüş olan saha zeminleri bile takıma ihanet etti. 31. dakikaya kadar Chelsea karşısında mücadele eden bir Portsmouth takımı vardı ancak bu sefer de sahanın azizliğine uğradılar.. David James, kötü zeminden ötürü son anda yön değiştiren topu ıskalayınca Drogba için topu kaleye göndermek çok kolay oldu ve bu daikakadan sonra moralleri adeta pamuk ipliğine bağlı olan Portsmouth takımının moralleri yerle bir oldu.

Chelsea deplasmanda Drogba (2), Malouda(2) ve Lampard'ın golleriyle Portsmouth'u beş golle geçerken zirve yarışından kopmadığını ıspatladı ve kötü geçen iki haftanın ardından moraller biraz da olsa yerine gelmiştir. Malouda'nın son haftalarda yükselen form grafiği gerçekten sevindirici ve bana göre Dünya Kupası için Fransa Milli Takımı'ndaki yerini garantilemiş durumda.

Avram Grant, eski takımına bir çelme daha takmak istiyordu ancak maalesef başaramadılar ve Championship'e biraz daha yaklaştılar. Bu aşamadan sonra kulübü satın alan biri çıkar mı bilemiyorum ama Portsmouth bir kere ligden düştü mü kolay kolay bir daha Premier League'e çıkamayabilir.

Son olarak, David James'in yediği talihsiz golü paylaşalım:


Portsmouth 0 - 1 Chelsea
Yükleyen nongcream7. - Daha fazla spor videosu.

23 Mart 2010 Salı

Lionel Messi - Maradona'nın tahtı emin ellerde =)

Kendimi bildim bileli futbolu yakından takip ederim, ama hayatım boyunca futbolundan bu kadar zevk aldığım bir oyuncu daha hatırlamıyorum. Belki de Pele'lerin Maradona'ların kolay kolay yetişmediği bir dönemde olmamız olabilir asıl nedeni. Nedeni ne olursa olsun Lionel Messi, artık kolay kolay Pele'ler Maradona'lar yetişmez diyenlerin bu iddialarından vazgeçmelerini sağlayacak gerçek bir futbol dehası, bir maestro ve tam bir futbol cambazı.

2004-2005 sezonundan beri Barcelona forması giyen Lionel Messi, özellikle Ronaldinho'nun takımdan ayrılıp AC Milan'a transfer olmasından sonra takımın lideri konumuna yükseldi. Genç yaşta büyük sorumluluk altına giren Messi bu sorumluluğun altından rahatça kalkmanın yanı sıra sürekli beklentilerin daha da üzerine çıkmayı başardı.

Bu sezon ligde özellikle son haftalarda attığı goller ve akıl dolu asistlerle sık sık spor sitelerinin ana başlıklarını işgal etmeyi başaran Lionel Messi, La Liga'da 26 maçta 25 gol 9 asistlik performansı ile Premier Lig'de altın çağını yaşayan Wayne Rooney'nin "Yılın en iyi futbolcusu oylaması"ndaki en büyük rakibi konumunda.

Geçen hafta Valencia karşısında hat-trick yaptıktan sonra bu hafta Real Zaragoza maçında yine 3 gol atarak müthiş performansını sürdüren Lionel Messi, son Şampiyonlar Ligi maçında Stuttgart karşısında attığı 2 muhteşem gol ve Pedro'nun golünde Yaya Toure'ye yaptığı muhteşem asist de göz önüne alındığında son 3 maçta 8 kere fileleri muhteşem golleriyle havalandırmış oldu.

İsterseniz Lionel Messi'nin Stuttgart maçındaki muhteşem 2 golünü ve Yaya Toure'ye verdiği muhteşem pası izleyerek gözlerimizin pasını silelim =)


Bursaspor adım adım şampiyonluğa

Turkcell Süper Lig'in 26. haftasında Bursaspor, Bursa Atatürk Stadı'nda ligde kalma mücadelesinde rakiplerinden oldukça dezavantajlı durumda bulunan, ateş hattındaki Denizlispor ile karşılaştı ve sahadan 2-1 üstünlükle ayrıldı.

Bu sonuçla Bursaspor üst üste 6.maçından da galibiyetle ayrılmış oldu ve en yakın takipçisi Galatasaray ile puan farkını 5'e çıkardı. Pazar günü oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe derbisinden çıkabilecek olası bir beraberlik Bursaspor'un şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmasını sağlayacak.

Maça dönecek olursak, Ozan İpek'in muhteşem rövaşata golü ve Sercan'ın sayılarıyla Bursaspor 2-0'ı yakaladıktan sonra ataklarını sıklaştıran Denizlispor Roberts'ın ayağından bir gol bulsa da yenilgiyi önleyemedi.

Ligin bitmesine sadece 8 hafta kaldığını ve Bursaspor'un kalan maçlarından birinin daha önce ligden düşürülen Ankaraspor ile olduğunu düşünürsek Bursaspor şu anda şampiyonluğun en büyük favorisi olarak gözüküyor.Yıllardır 4 büyüklerin domine ettiği şampiyonluk yarışında Bursaspor bu çıkışı ile taraflı tarafsız herkesin takdirini toplamanın yanı sıra diğer Anadolu kulüplerini de gelecek sezonlar için oldukça umutlandırıyor. Bursaspor'un başarıyı yakalayan çekirdek kadrosundaki yıldızlar ise şimdiden özellikle üç büyüklerin iştahını kabartmaya başladı. Gençlere verdiği değer ile ön plana çıkan Bursaspor'un teknik direktörü Ertuğrul Sağlam'ın sezon sonunda transferler konusunda nasıl bir tutum izleyeceği şimdiden merak konusu.

20 Mart 2010 Cumartesi

2009/2010 Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Eşleşmeleri


Bu hafta oynanan maçlardan sonra 19 Mart tarihinde kuralar çekilde ve çeyrek final eşleşmeleri belli oldu. "Tarih tekerrürlerden ibarettir" lafı bir kez daha gerçek oldu ve 2 eski finalin tekrarını izleyeceğimiz bu 4 eşleşmeyi aşağıda bulabilirsiniz.

Lyon - Bordeaux


Çeyrek finalde iki Fransız takımı görmeye çok alışkın değiliz. Eğer şanslı kuralar çekmiş olsalar belki bu iki Fransız takımını yarı finalde görebilirdik ama şansları yaver gitmedi. Ligue 1'de Lyon'un egemenliğine son veren Bordeaux, rakibine karşı aynı üstünlüğü Avrupa'da da sürdürebilecek mi hep beraber izleyeceğiz. Laurent Blanc, eğer bu turu da geçerse (geçmese bile?) sene sonunda kapağı bir Avrupa devine(Juventus?) atacaktır.

Bayern Munich - Manchester United


Çeyrek final eşleşmelerinde beni en çok heyecanlandıran eşleştirmelerden ilki bu oldu. 1998-1999 sezonu Şampiyonlar Ligi finalinde Sir Ferguson ve öğrencileri Bayern'e karşı tarih yazmışlardı. O tarihten bu yana iki takımda herhalde bir tek Giggs kalmıştır ancak Bayern'in intikam ateşinin söndüğünü düşünmüyorum. Kıran kırana geçecek ilk maçın kaderini bence Allianz Arena'daki maç belirleyecek. Eğer Manchester United, deplasmanda bir gol atacak olursa Bayern'in Old Trafford'dan tur ile geri dönmesi oldukça güç olacaktır. İki formda yıldızın kapışmasına da şahit olacağız. Bayern'de kendini bulan bir Robben ile şuan dünyanın en formda forveti Rooney'nın şavaşına tanık olacağız. Keyifli bir 180 dakika bizi bekliyor.

Arsenal - Barcelona


Tıpkı bir üstteki eşleşme gibi bu da bir finalin tekerrürü olacak. Rijkaard yönetimindeki Barcelona kupaya uzanırken Arsenal'de yeniden yapılanmanın başladığı an oluyordu. Bu maçın bir diğer özelliği de Henry'nin evine geri dönüyor olması. Bakalım Gunners taraftarları eski kaptanlarını nasıl karşılayacaklar ancak maalesef Arsenal'in turu geçmesi oldukça zor gözüküyor. Neredeyse kusursuz oynayan Messi'nin liderliğinde adeta bir makina gibi top oynayan Barcelona karşısında şansları gerçekten çok zor. Özellikle Gallas'ın sakatlığının uzaması ve Cambpell'ın geçmiş finalde Arsenal'in tek golünü attığı halinden çok uzak olması, Barcelona'nın ekmeğine yağ süren faktörler. Arshavin her ne kadar formda olsa bile Fabregas'ın takviyesi olmadan Barcelona defansına karşı çok fazla üretken olması çok zor gözüküyor. Barcelona'nın turu geçeceğini düşünüyorum.

Inter - CSKA Moskova


Çeyrek final eşleşmelerinde en çok sevinen kuşkusuz Mourinho'dur. Eski takımı, Chelsea'yi eledikten sonra hedefine bir adım daha yaklaşmışken heralde daha iyi bir kura çekemezdi. Tamam CSKA Moskova özellikle gruplarda ve Sevilla karşısında çok iyi top oynadı ama Inter'in sertliğine ve oyun disiplinine karşı ne kadar dayanabilirler emin değilim. Kaldı ki Mourinho, Şampiyonlar Ligi'ni bu kadar çok istiyorken karşısında durmaları da zor gözüküyor. Dünkü Fulham mucizesinden sonra herşey beklenir ancak Mourinho ve Inter, Zaccheroni ve Juventus ikilisine benzemez. Mourinho, turu kendi oynayacakları ilk maçta bitirmek isteyecektir ama CSKA Moskova deplasman golü bulduğu takdirde Moskova'da her türlü supriz olabilir. CSKA Moskova'nın buraya kadar gelmesi tabi ki bir sürpriz değil ancak bu sefer iyi oyundan daha fazlasına biraz da şansa ihtiyacları olacak. Bir aksilik olmadığı takdirde Inter ve Mourinho'yu yarı finalde göreceğiz.

19 Mart 2010 Cuma

Fulham FC ve Roy Hodgson


Roy Hodgson, Inter Milan ile Uefa kupası , İsviçre Milli takımı, Blackburn Rovers ve Udinese tecrübelerinden sonra Aralık 2007'de Mohamed Al-Fayed tarafından sahibi olduğu Fulham'a başarısız olan Kuzey İrlandalı Lawrie Sanchez yerine getirildi. Hodgson görevi devraldığında Fulham düşme potasındaydı ve kümede kalmalarına mucize gözüyle bakılıyordu. Hodgson göreve gelir gelmez Norveç'li Hangeland'ı alarak defansını sağlamlaştırdı, o zamanlar taraftarın gözdesi olan McBride ve şu sıralar Hull City'de top koşturan Jimmy Bullard'ın sakatlıklardan dönmesiyle beraber takım biraz daha güç kazanmıştı. Ancak ligin bitmesine 5 maç kala hala düşme potasındaydılar. 

Hodgson bu noktada devreye girip, tüm olumsuzluklara rağmen Fulham FC'ye son 5 maçta 4 galibiyet getirerek özellikle son maçın 76. dakikasında  Danny Murphy'nin kafasından gelen gol ile 2007-2008 sezonunda ligde tutmayı başardı. Ama Fulham'daki esas değişim bundan sonra yaşandı.

Arkasına Al-Fayed'in desteğini de alarak yaz döneminde takıma önemli takviyelerde bulundu. Middlesbrough'nun başarılı file bekçisi Schwarzer'i bedavaya Craven Cottage'a getirerek güçlü defans hattını bir nebze daha güçlendirdi. O sezon Premier League'e yeni yükselen West Bromwich Albion'un başarılı ismi Zoltan Gera'yı, West Ham'ın başarılı isimleri Zamora ve Pantsil'ili de takıma katarak ligde orta sıraları hedeflediğini gösterdi ve nitekim sezonun sonunda Premier League'i 7. sırada bitirerek tarihlerinde ikinci kez UEFA Kupası / Avrupa Ligi'ne katılmaya hak kazandılar.



Hodgson yönetiminde 2009-2010 sezonu da iyi başladılar aslında ve 28 Aralık 2009'daki Chelsea maçına kadar da iyi gidiyorlardı aslında ancak Stanford Bridge'de 2-1 kaybettikleri maçtan sonraki 4 maçlarını da kaybettiler. Bu durumu anlayışla karşılamak gerekiyordu çünkü Europa League'de iyi sonuçlar almışlardı ama hem Premier Leageu hem de Europa League gibi iki zorlu kulvarda mücadele etmeye alışkın olmayan takım yorgun düşmüştü. Neyseki kötü gidişata dur demeleri 3 Şubat 2010'da daha da kötü durumda olan Portsmouth maçına kadar sürdü.

Europa League'de Roma, Basel ve CSKA Sofia'nın olduğu grupta Roma'nın 2 puan gerisinde, Basel'in 2 puan üstünde 11 puan ile ikinci sırayı alarak bir üst tura adlarını yazdırdılar ve çekilen kuraya göre İtalyan devi Juventus ile eşleştiler. Açıkcası Fulham'a duyduğum sempati sebebiyle Juventus ile eşleştiklerini duyduğumda üzüldüm. Ligde iddiası kalmayan bir Juventus'un Europa League'e konsantre olacağını düşünüyordum ve 11 Mart'ta Torino'daki maçta Juventus 3-1'lik skor ile Fulham'ı Londra'ya geri yollamıştı. Ben de dahil olmak üzere bir çok kişi Fulham için Europa League'deki rövanş maçının formalite icabı olacağını düşünmüştü ama 18 Mart'ta sahaya çıkan Hodgson yönetimindeki Fulham'lı futbolcular küçük bir futbol mucizesine imza attılar.

Maç henüz yeni başlamıştı ki 2. dakikada Trezeguet ile öne geçti Juventus. Bu gol ile Fulham'ın hepten oyundan düşeceğini ve sıkıcı bir maçın bizi beklediğini düşünürken bir anda sahada hırs küpü bir Fulham takımı ortaya çıktı ve 9. dakikada Zamora'nın golüyle maça beraberliğe getirdi. Bu dakikadan sonra Fulham ataklarını sıkıştırdı ve tecrübeli isim Cannavaro, böyle bir maçta yapılmayacak bir hata yaparak Zoltan Gera'yı düşürdü ve kırmızı kart ile takımını 10 kişi bıraktı. Bir kıvılcım bekleyen Fulham takımı için bu olay adeta motivasyon kaynağı oldu ve baskıyı iyice arttırdılar ve sonunda 39. dakikada Gera ile ikinci golü de bularak ilk yarıyı 2-1 önde kapattılar. Devre arasına giderken Hodgson'ın yüzündeki ifadeyi görenler kendisinin Juventus'u elemeye ne kadar inanmış olduğunu anlayabilirdi.

İkinci devre başlayalı henüz 5 dakika bile olmamıştı ama Şampiyonlar Ligi'ni iyi bilen Duff'ın ortası Diego'nun eline çarpınca hakem penaltı noktasını gösterdi ve günün kahramını Gera penaltıyı kaçırmadı. Kendilerine olan güvenleri adeta tavan yapan Fulham oyuncuları, sahayı her geçen dakika daha da kötü oynayan Juventus oyuncularına adeta dar ettiler. Etuhu'nun sıkı markajı Diego'yu resmen bıktırdı. Duff'ın ve Konchesky'nin bindirmeleri, 10 kişi kalan Juventus savunmasını dağıttı. 3-1'den sonra sahada öyle bir Fulham ekibi vardı ki güven ve galibiyete olan inançları sayesinde öyle bir top oynamaya başladılarki sahada sanki Barcelona-vari bir futbol oynamaya başladılar ve 4.gol geliyorum dedi adeta. Bakıcı teknik direktör Zaccheroni de oyuna hiç bir müdahelede bulunmayarak Hodgson'ın ve öğrencilerinin ekmeğine bal sürdü diyebiliriz. Oyuna giren Dempsey'i gördüğümde bu maç uzamaz dedim ve Dempsey beni haklı çıkartırcağına akıl dolu bir vuruşla yaşlı kurt Chimenti'nin ulaşamayacağı noktaya topu gönderdi ve skoru 4-1 yaptı.



Fulham, Europa League'de çeyrek finale çıktı. Yarın kuralar çekiliyor ve bu aşamadan sonra kolay eşleşme olmayacaktır ancak Juventus gibi kupanın favorisini elemiş bir takım olarak bir üst tura çıkıyorlar. Bu güven ile Juventus karşısındaki bu performanslarını en azından Craven Cottage'da sergileyebildikleri takdirde en az bir tur daha gideceklerine inanıyorum. Bugün neredeyse imkansızı başaran Hodgson'a olan saygım sonsuz..

17 Mart 2010 Çarşamba

Stanford Bridge'in Gerçek Kralı - Jose Mourinho


Dün akşam Stanford Bridge'de aynı hedef uğruna savaşan iki takım vardı. Kendi liglerinde şampiyon olmak hem Chelsea hem de Inter taraftarı için artık birinci öncelik olmaktan çıkmıştı. Hatta Şampiyonlar Ligi uğrunda 2.5 yıl önce Abramovich, Jose "Special One" Mourinho'yu Chelsea'den kovmuştu. Zaten işler o günden beri Chelsea için iyi gittiği pek söylenemez. Son iki buçuk yılda Avram Grant, Scolari, Hiddink ve son olarak Ancelotti olmak üzere 4 teknik adam değiştirdiler ancak değiştiremedikleri tek şey belki de bu takımın hala Mourinho'nun takımı olmasıydı ve dünkü maçtan sonra Abramovich, Mourinho'yu bu takımdan kovmak ile ne kadar büyük bir yanlış yaptığını anlamıştır. Inter, son iki yıldır hem bu aşamada eleniyordu ancak bu sene eski takımına karşı şeytanın bacağını kırdı. Inter yoluna devam ediyor ama Chelsea artık Premier League'e konsantre olup ligi kazanarak teselli bulmak amacıyla yola devam edecektir ancak sene sonunda ligde şampiyon olamadıkları takdirde Ancelotti ile de yollar ayrılacaktır.

Ukala olabilir, kendini beğenmiş olabilir ama şu an dünya üzerindeki bana sorarsanız en iyi teknik direktör Jose Mourinho'dur ve bunu herkes ile her platformda tartışmaya hazırım. Bugün Stanford Bridge'de belki Şampiyon Ligi'nin bu seneki en büyük favorilerinden biri Chelsea'yı bu duruma düşürebilen bir adamdır Mourinho. Son 10 günde ilk maçın video kaydını 7 kere izlediğini belirten haberler çıktı. Bana sorarsanız Mourinho'nun video kaydını bir kere izlemese bile olur, Chelsea'deki oyuncuları şuan Ancelotti'den daha iyi tanıyor bile olabilir. Dünkü maçta Inter'e baktığımız zaman Mourinho'nun mevcut Inter kadrosundan adeta iki buçuk sene önceki Chelsea ayarında bir takım yarattığını söylemek mümkün. Real Madrid'de kötü geçen bir dönemin ardından Sneijder'i adeta baştan yaratmış, Sneijder adeta bir Lampard edasıyla oynuyor. Kaldı ki bu maç çok daha farklı bitebilirdi. Chelsea'nın bir tane net penaltısı verilmemiş olabilir ancak Inter'de çok net 3 gol pozisyonu kaçırdı ve sonunda maç Eto'o nun golüyle Inter'in galibiyeti ile sonuçlandı.

Abramovich, Chelsea'yi satın aldıktan sonra yaptığı en iyi hamle Jose Mourinho'yu takıma getirip, takıma kazanan imajı kazandırmak olmuştu ancak Special One'ı kovmak da bir o kadar başarısız bir hamlesi oldu. Standford Bridge'de kazanmaya alışkın olan Jose Mourinho, bir kez daha evinde! kazanmayı bildi ve kupaya bir adım daha yaklaştı.

Bundan sonra tek istediğim Mourinho, Porto'da yaşadığı başarıyı Inter ile de yaşayıp mutlu sona ulaşmasıdır. Şampiyonlar Ligi'ni kazanıp Inter'deki misyonunu tamamlasın ve sonra içimde bir umut  bir gün Special One yuvaya, Chelsea'ye geri döner.

15 Mart 2010 Pazartesi

Hull City ve Phil Brown

Haftasonu Hull City'nin Arsenal ile oynadığı maçta Myhill topu sektirmese, maç berabere bitse  Phil Brown, Hull City'deki teknik direktörlük görevinden alınmayacaktı.

Futbol nankör olabiliyor.. Kulübü 104 yıllık tarihinde ilk defa Premier League'e çıkart hatta ilk sezonun ilk devresinde fırtına gibi estir ondan sonra düşme tehlikesi ile karşılaşınca faturayı teknik direktöre kesmek ne kadar doğru bilemiyorum.

Hull City yetkililerinin Phil Brown'un teknik direktörlüğünü sorgulamadan önce bence en başta takımın kadro kalitesinin Premier League için yeterli olup olmadığını oturup düşünmeleri daha mantıklı olurdu bence.

Yeni gelen teknik direktörün işi gerçekten zor. Her ne kadar teknik direktör değişiklikleri takımda bir motivasyon artışına sebep olsa da Hull City'i Premier League'de tutmaya yeteceğini düşünmüyorum.

14 Mart 2010 Pazar

Adam Johnson

Haftasonu oynanan Sunderland - Manchester City maçı müthiş bir gole sahne oldu.

Maçı 1-0 önde götüren Sunderland, 3 puanı aldık diye sevinirken son dakikada sahneye Adam Johnson çıktı. Orta / şut karışımı bir vuruşla topu adeta iğne deliğinden geçirdi ve Roberto Mancini'nin yüreğine bir nebze de olsa su dökmüştür.

Adam Johnson, ara transfer döneminde Manchester City'e gelmişti. Herkes Manchester City'nin star oyuncu alacağını düşünürken 22 yaşındaki bir orta saha oyuncusuna yatırım yapması açıkcası çok beklediğim bir transfer değildi ancak meyvesini vermiş gibi gözüküyor ne dersiniz?

Adam Johnson'ın Manchester City'e beraberliği getiren golü aşağıda bulabilirsiniz.

Wayne"Yeni Kral" Rooney

Sezon başında Cristiano Ronaldo, Real Madrid'e transfer olunca Manchester United'ın gol yollarında sıkıntı yaşayacağını düşünüyordum. Nitekim sezon başında işler Sir Alex Ferguson için pek iyi gitmiyordu.

Ronaldo sağ açık oynarken Rooney forvet arkasında forvet çoklayıcı ya da "Second Striker" diye tabir edebileceğimiz bir pozisyonda oynuyordu. Ancak gerek Berbatov'un formsuzluğu gerek Ronaldo'nun takımdan ayrılmasıyla birlikte en uca geçen Rooney adeta kendini yeniden buldu diyebiliriz.

Güçlü fiziği ile adeta bir yaban domuzu gibi rakip defansın üzerinden geçip gitmesi, bitmek tükenmeyen enerjisi , hırsı ve en önemlisi de inanılmaz bitiriciliği ile 36 maça çıkan Rooney rakip fileleri bugün attığı iki gol ile ligde 25. ve toplamda 32. kez havalandırmayı başardı ve Manchester United 3-0'lık skorla Fulham'ı yenip maç fazlasıyla liderlik koltuğunu yeniden aldı.

Rooney kafayla atıyor, uzaktan atıyor, kaleci ile karşı karşıya ve penaltı kaçırmıyor. Rooney'nin vurduğu her top gol oluyor neredeyse. Manchester'a geldiğinden beri tartışılmaz bir şekilde en formda sezonunu yaşıyor. Şuan dünya üzerindeki en formda forvet desek sanırım yanılmayız.

Ronaldo'nun bir kenar oyuncusu rolüyle bir sezonda ligde 31 ve toplamda 42 gollük rekoru kırılması sezon başında pek mümkün gözükmüyordu ancak bunu yapabilecek biri varsa o da Rooney'dir. Şampiyonlar Ligi'nde finali görürlerse Rooney bu rekoru kırar diye tahmin ediyorum. Rooney'in alev alev yanan form durumunu düşünürsek Capello'nun Dünya Kupası'nda Rooney'i tek forvet oynatması sizce de mantıklı gelmiyor mu?

Barclays Premier League 13.03.2010

Turkcell Super Lig'den belki de daha fazla takip ettiğim bir lig varsa o da İngiltere Barclays Premier League'dir.
Chelsea, Manchester United, Arsenal ve Liverpool dörtlüsünün oluşturduğu Big Four ligi domine etse de Manchester City'nin Arap yatırımı ile yeniden doğuşu, Redknapp ile birlikte adeta kendini bulan Tottenham ve tabiki Martin O'neill ile birlikte Aston Villa 3'lüsü Big Four'un en büyük rakibi.

Bu sene Big Four, Benitez yönetimindeki Liverpool tarafından açık verdi.. Torres ve Gerard'ın sakatlıkları, sene başında Real Madrid'e satılan Xabi Alonso'nun yerinin tam olarak doldurulamaması, Liverpool'un yıllardır garanti diye tabir ettiğimiz ilk 4'deki yeri bu sene oldukça şüpheli.. Özellikle Tottenham'ın yükselen form grafiği ve Manchester City'nin Mark Hughes'dan sonra Roberto Mancini ile yeni bir yapılanma içine girmesi Liverpool'un ve özellikle Benitez'in başını oldukça ağrıtıyordur.

Yukarıda saydığım 7 takıma ek olarak Tuncay'ın Stoke City'de oynuyor olması da Premier League bizim için heyecanlı kılan bir diğer faktör =) Ayrıca bu ligi benim için biraz daha özel kılan Chelsea takımıdır. Sakın yanlış anlaşılmasın Abramovich, Maviler'i satın alıp yıldızlar topluluğu haline getirmeden önce Vialli, Gullit, Zola, Poyet, Desailly, Wise gibi oyuncuların top koşturduğu zamandan beri sempati duyduğum, takip ettiğim bir takımdır. 

Blog'umuzda yeni bir başlangıç olarak bundan sonra özellikle Big Four maçları ağırlıklı olmak üzere Premier League maçlarına da yer vereceğiz. 

Hull City 1 - 2 Arsenal


Her sene son haftalara kadar Arsenal'in şampiyonluk iddiası devam eder. Aslında bu sene gerçekten iyi gidiyorlar. Her ne kadar Liverpool haricinde Big Four takımları ile olan maçları kazanamıyor olsalar da ligdeki durumları oldukça iyi. Van Persie ve Fabregas'ın sakatlıkları olmasa belki çok daha iyi bir durumda olacaklardı. Ama tüm bunlara rağmen Arshavin'in inanılmaz performansı Arsenal'i yukarlarda tutmaya yetiyor. İlk golü adeta tek başına yaratıyor Arshavin ve bu sezonki müthiş performansına devam ediyor. Asist ise bu sezonun diğer bir yıldızı Bendtner'den geliyor. Benim görüşüme göre Adebayor ile Bendtner aynı stilde forvet. Tabiki yaşı gereği Bendtner'in Adebayor gibi fiziğini kullanması mümkün değil ancak Bendtner son iki sezondur kendini çok geliştirdi. Her ne kadar çok gol kaçırıyor olsa da hafta içinde Porto maçında yaptığı ilk hat-trick ile gelişimini adeta süslüyordu. Hull maçında da ilk golün asisti Bendtner'den geldi.

Maç erken kopacak derken yaşlı kurt Campbell penaltıya sebep oluyor ve Hull City'nin çıkıntı çoçuğu Jimmy Bullard penaltıyı gole çevirerek skora eşitlik getiriyordu. Hafta içinde Wash&Go reklamlarında boy göstererek tepki çeken Bullard bu gol ile taraftarın gönlünü almıştır diye tahmin ediyorum. Bullard bu takım için bence çok önemli bir oyuncu. Sakat olduğu zaman yokluğunu hissetmişti Hull City. Phil Brown ilerleyen haftalarda kendisine yine görev verecektir diye düşünüyorum.

Beraberlik durumda Arsenal'in kilidi açamayacağını düşünürken Boateng'in gördüğü kırmızı kart ile Hull City 10 kişi kalıyor ve Arsenal'in işini kolaylaştırıyordu.

Denilson'un uzaktan şutunu Myhill hatalı bir şekilde sektirince Bendtner takımına üç puanı getiren golü atıyordu.

Böylelikle Arsenal puanını 64'e çıkartıp, maç fazlasıyla liderlik koltuğunda Chelsea'yi yakaladı.

Tottenham 3 - 1 Blackburn

Günün bir diğer maçında benim gözümde bu sezonun en büyük 4. adayı Tottenham evinde Blackburn'u ağırladı. Gol perdesini sezonun 23.golünü atan Defoe açtı. Kranjcar'ın kornerinde arka direkte topla buluşan Defoe, topu ağlara göndermekte hiç zorlanmadı.

Pavlyuchenko sezonun ikinci yarısında özellikle son altı maçtır inanılmaz bir performans gösteriyor. Son 5 maçta 6 gol atan Pavlyuchenko, bu maçta iki gol atarak adeta çoşuyor. Son 6 maçta 8 gol atarak inanılmaz bir istatistiğe de imza atıyor. Sezon başında takıma adapte olamayan Pavlyuchenko bu form grafiği ile formayı Crouch'a kolay kolay kaptırmaz diye düşünüyorum.

Chelsea 4 - 1 West Ham
Eski bir Chelsea oyuncusu Zola'nın teknik direktörlüğünü yaptığı ve yine eski bir Chelsea antrenörü Steve Clarke'ın yardımcılığını yaptığı West Ham, bu hafta Stamford Bridge'de Chelsea'nin konuğu oldu. Chelsea'de kaleci pozisyonunda yaşanan sıkıntı, Cech ve Hilario'nun sakatlıkları sebebiyle kaleye geçen genç Turnbull kafamda soru işareti yaratıyordu. Buna ek olarak bence Avrupa'nın en iyi defans tandemlerinden biri olarak adlandırabileceğim Carvalho-Terry ikilisinden Carvalho'nun sakatlığı da kaleci sorununa eklenince,  West Ham kümede kalmak adına her maç ekstra oynaması gerektiği için olası bir puan kaybı yaşanabilirdi.

Tüm bu sorunlara rağmen erken gelen gol içimi rahatlattı biraz. Hiddink zamanında adeta Lyon'daki günlerine geri dönen Malouda, Ancelotti'nin baklava orta saha şablonuna uymayınca görev aldığı sürelerde bir azalma söz konusuydu. Ancak Ancelotti şablonda biraz modifiyeye gidince Malouda, West Ham maçında adeta şov yaptı diyebilirim. Malouda'nın açtığı muz ortaya Carvalho yerine görev alan Alex çok iyi yükseldi ve bu sezondaki ilk golünü attı.

İlk golun ardından rehavet çökmüş olacakki eski bir Chelsea'li daha sahneye çıkıp tüm Chelsea'li oyuncuları kendine getirdi. Abramovich'in ilk senelerinde takıma büyük umutlarla transfer edilen Scott Parker çok uzaklardan, seken topa bütün hırsıyla öyle güzel vurdu ki, kalede Turnbull değil de Cech bile olsa o şutu çıkartamazdı ve böylece skora denge geldi. Ancak Chelsea'nın toparlanması çok uzun sürmedi. Günün yıldızı Maluoda'nın ortası ile buluşan Drogba kafa ile topu ağlara gönderirken bu sezonki 20. golüne imza atıyordu.
West Ham'ın direnci kırılınca Chelsea atakları sıklaşmaya başladı ve Malouda artık sazı eline alıp biraz da şahsi oynayıp ceza sahası içine girer girmez çektiği şut ile 2 asist in yanına bir de sezonun 7. golünü ekleyip Ancelotti'ye selamlarını iletmiştir diye düşünüyorum. Son dakikalara girilirken Lampard'ın uzaktan füzesini West Ham kalecisi Robert Green sektirince Drogba için kolay bir gol oluyordu ve bu aynı zamanda maçında sonucu oluyordu.

Puan kaybı olabilir dediğimiz maç, 4-1 gibi rahat bir skorla biterek Chelsea'yi liderliğe yükseltti. Tüm bunlara ek olarak Malouda'nın bu maçta ortaya koyduğu performans gerçekten alkışı hakediyor.
Tüm bunlara ek olarak eski Chelsea'li Zola için işler giderek daha da kızışıyor.

13.03.2010 Cumartesi Programı Diğer Maçlar:

Bolton 4 - 0 Wigan
Burnley 1 - 2 Wolverhampton
Stoke City 0 - 0 Aston Villa
Birmingham 2 - 2 Everton

30.Hafta Cumartesi günü programından sonra puan tablosu aşağıdaki gibi:

Pos
Team
Pld
W
D
L
Pts
1
Chelsea
29
20
4
5
64
2
Arsenal
30
20
4
6
64
3
Manchester United
29
20
3
6
63
4
Tottenham Hotspur
29
15
7
7
52
5
Manchester City
27
13
10
4
49
6
Liverpool
29
14
6
9
48
7
Aston Villa
27
12
10
5
46
 14.03.2010 Pazar Programı



Manchester United - Fulham
Sunderland - Manchester City