24 Mayıs 2010 Pazartesi

David Moyes ve Jack Rodwell


Ada'nın bir diğer İskoç'u David Moyes, üstün taktik ve futbol bilgisinin yanı sıra futbolcu yetiştirme ve onları elmas gibi partlatma sanatında ne kadar yetenekli olduğunu birden çok defa kanıtlamıştır. Belki bunun en büyük örneği bu sezon inanılmaz bir performans ortaya koyan İngiltere'nin haşin çoçuğu Wayne Rooney, henüz 16 yaşında Manchester United ağlarına golünü attığı zaman çoğu kişinin aklına ilk gelen bu futbol dehası olmuştur. Rooney'nin yanına rahatlıkla Cahill, Arteta, P.Neville, Pienaar, Lescott, Fellaini, Gosling ve yine bir genç forvet adayı Vaughan'ı ekleyebiliriz. Sir Alex Ferguson tarafından, Manchester United için varisim dediği isimdir kendisi, heralde hakkında daha fazla konuşmaya gerek yoktur diye düşünüyorum. Ayrıca en son Everton - Manchester City maçında şahsen itici bulduğum Roberto Mancini'ye ağzının payını verdiği için kendisine ayrı bir sempati duyuyorum.


Başlıkta da göründüğü üzere Jack Rodwell, Moyes'in son elmaslarından bir tanesi. Kariyerine defansın göbeğinde oynayarak başlayan Rodwell, son zamanlarda genelde orta sahanın ortasında defans ağırlıklı görev yapan 1991 doğumlu İngiliz futbolcu hem Everton için hem de İngiltere Milli Takımı için büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum.1.90 boyundaki Rodwell boyunun verdiği avantaj ve güçlü fiziğiyle orta sahanın ortasında hem kafa hakimiyeti yüksek hem de yüksek top tekniği ve sakinliği sayesinde iyi bir top dağıtıcı görevini üstleniyor. Ayrıca 2009-2010 sezonunun başında Avrupa Ligi eleme maçında Çek takımı Sigmo Olomouc'e attığı uzaktan iki nefis gol gerçekten görülmeye değer. Uzaktan isabetli ve sert şutlar atabilen, güçlü fiziği, teknik kapasitesi ve hızlı oyunu ile bana Patrick Viera'nın Arsenal'deki zamanlarını hatırlatıyor. Genç yıldız bu 2009-2010 sezonunda gösterdiği performans sayesinde Premier League'deki ilk golünü attığı Manchester United'ın ve Arsenal'ın dikkatini çekmeyi başarmıştı. 

Her ne kadar yüksek bir potansiyele sahip olsa da bunun 90 dakika oynayarak gelişebileceğini düşünen biri olarak Rodwell'in henüz büyük bir takıma gitmesini istemiyordum. Arsenal hadi bir derece ama Sir Ferguson başarı uğruna bazen takımı gençlik iksirinden mahrum bıraktığına şahit olduk senelerden beri. Arsene Wenger, Fabregas'ın Barcelona'ya olası transferi ile gelebilecek Yaya Toure yerine yeni bir genç projesi olarak Rodwell'i tercih edeceğine eminim ancak bugün Rodwell, Everton ile olan sözleşmesini 5 yıl daha uzattı ve hem Everton'a hem de kendisini keşfeden, yetiştiren, büyüten hocası David Moyes'e karşı olan bağlılığını kanıtlamış oldu. Benim fikrimi soracak olursanız nedendir bilmiyorum ama ben Rodwell'i Everton'a çok yakıştırdım. En az bir iki sene daha bu takımda oynamasını, kendisini iyice geliştirdikten sonra Lampard, Barry ve Gerrard'dan İngiltere Milli Takımı'nın box-to-box orta saha görevini emanetini alarak James Milner'a eşlik etmesini istiyorum. Hatta Hamsik ve Rodwell'in orta sahasını oluşturduğu bir Chelsea hayal ediyorum : )

Yolun açık olsun Jack Rodwell...

23 Mayıs 2010 Pazar

Atamayana Atarlar!

Gerek derslerin yoğunluğu gerek kulüp işleri ile uğraşmaktan blogdan uzun bir süre uzak kalmışız. En son yazımızda bütün Avrupa liglerinde şampiyonluk yarışları iyice kızışmıştı ve şimdi herşey bitmiş durumda her ligin şampiyonu ve Avrupa'nın kralı belli olmuş durumda. Belki de sezonun en heyecanlı bölümünü yazısız kapattık, adeta kendi kalemize gol attık ama önümüzde güzel bir Dünya Kupası bizi bekliyor. Eksiğimizi telafi edeceğiz Euro2008'deki Çılgın Türk'ler gibi 'what a ome back' yapacağız = )

30 Mart 2010 Salı

Chelsea 7 - 1 Aston Villa



Şampiyonlar Ligi'nden elendikten sonra, Blackburn beraberliği de eklenince güzel başlayan sezon Ancelotti yönetimindeki Chelsea için tepe taklak olmuştu. Ancak deplasmandaki 5 gollü Portsmouth galibiyeti, Stanford Bridge'de moralleri yerine getirebileceğini daha önceki postlarımızda belirtmiştik.

Geçtiğimiz haftasonu Chelsea, Aston Villa çok önemli bir maç oynadı. Rooney olmadan da Bolton karşısında 4 golle kazanmasını bilen Manchester United ile arasındaki puan farkının açılmasını engellemek için Chelsea'ye mutlak galibiyet gerekiyordu. Ancak Martin O'Neill'in Aston Villa'sı ligin dördüncü sırası için Tottenham, Manchester City ve Liverpool ile olan yarışını sürdürebilmesi için bu maçtan puanla dönmek istiyordu.

Son haftaların yükselen ismi Malouda'nın yerden sert ortasına ayak koyan Lampard gol perdesini açtı ve ilk yarı böyle bitecek derken Lampard'ın golüne benzer bir gol oldu Aston Villa, Carew'in ayağından. Ashley Young'ın orta şut karışımına arka direkte ayak koyan Carew maça dengeyi getirdi. İlk yarı bu skorla kapanırken açıkcası maçın böyle biteceğini düşünüyordum.

İkinci yarı Ancelotti, sevdiği 4-4-2 baklava taktiğinden Chelsea'de görmeye alıştığımız 4-3-3 vari bir taktiğe dönünce maçın seyri bir anda değişti. Mourinho zamanından beri bu taktikle oynamaya alışan takım, eski düzene dönünce gol yağmurunun sinyalcisi oldu.

Yaz döneminde geçirdiği sakatlıktan sonra yeni yeni form tutmaya başlayan Rus kanat oyuncusu Zhirkov'un Aston Villa ceza sahasına penetreleri meyvesini verdi ve Zhirkov bu maçta Chelsea'ya altın değerinde 2 penaltı kazandırdı. Bana sorarsanız iki penaltı pozisyonu da tartışmasız penaltıydı. Ashley Cole'ün yokluğunda, hızı ve bilek hakimiyeti iyi olan Zhirkov'un ilerleyen haftalarda rakip defanslar için büyük bir tehlike oluşturmaya devam edeceğine inanıyorum. İlk penaltıyı gole çeviren Lampard, skoru 2-1'e getiriyordu.

İkinci golden sonra baskıyı iyice artıran Chelsea, Zhirkov'un bindirmesiyle açtığı ortayı gelişine vuruşla ağlara gönderiyordu Malouda ve bu haftayı da boş geçmiyordu. Bu dakikadan sonra konsantrasyonu kaybolan Aston Villa defansı, Zhirkov'u ceza sahası içinde ikinci kez düşürünce, Lampard için hat-trick'ini tamamlaması adına güzel bir fırsat oldu. Inanılmaz performansına devam eden Lampard, Malouda'nın koşusunu iyi görünce güzel bir vuruşla skor 6-1 oldu. Chelsea baskısını ne zaman azaltacak diye beklerken bu maç gol atamasa bile inanılmaz güzel oynayan Anelka'nın asistiyle Kalou topu ağlara gönderdi ve maça noktayı koydu, 7-1.


4 golle yıldızlaşan Lampard, Chelsea kariyerinde 151.gole ulaşırken, Chelsea takımı Drogba olmadan da takımın bu tür maçlar çıkarabileceğini kanıtlamış oldu. Malouda'nın devam eden form grafiğini göz önüne alırsak Lyon'daki özlenen Malouda geri dönüyor diyebiliriz ama Carvalho'nun bir an önce takıma dönmesi gerekiyor.

Sezon boyu bol gollü galibiyetler alan Chelsea ilginç bir istatistiğe de imza atabilir. 32 lig maçında 82 gole ulaşan Chelsea bakalım ligin sonunda kulüp rekoru 1960-61 sezonundaki 42 maçta 98 gol istatistiğine ulaşabilecekler mi? Premier League'in bitmesine 6 hafta kala 98 gol biraz hayal gibi gözükse de, Chelsea takımı bu maçta gösterdiği hırsı ve kazanma isteğini sezon sonuna kadar devam ettirebilirse hem rekoru kırar hem de şampiyonluğu tekrardan Stanford Brigde'e getireceğini düşünüyorum.

Maçın özeti:


Chelsea vs Aston Villa Highlights (7 1)
Yükleyen bradoliki. - Basketbol, beyzbol, güreş ve diğer spor videoları.
Hafta sonu oynanan maçlardan sonra Premier League puan tablosu aşağıdaki gibi. 4. mücadelesi son haftaya kadar devam edecek gibi gözüküyor ama benim favorim Spurs.

 Total
TeamPldWDLFADiffPts
Manchester United32233676255172
Chelsea32225582295371
Arsenal32215674344068
Tottenham Hotspur31177757292858
Manchester City311511558391956
Liverpool321661053322154
Aston Villa311312643321151

25 Mart 2010 Perşembe

Talihsiz David James ve Portsmouth

Bu devirde kaleci olmak zor iş. Muhteşem kurtarışlar yaparsınız ama bir hatalı hareket bütün performansınızı gölgeler.. Kimse kurtarışlarınızı değil, yediğiniz golü tartışır.. Dün akşam Portsmouth ile Chelsea arasında oynanan maçta, Portsmouth kalecisi yaşlı kurt David James de aynı talihsizliği yaşayanlardan..

Porstmouth zor günler geçiriyor, puanları da silindi ve kümeden düşmesine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Tüm bunlara ek olarak neredeyse patates tarlasına dönmüş olan saha zeminleri bile takıma ihanet etti. 31. dakikaya kadar Chelsea karşısında mücadele eden bir Portsmouth takımı vardı ancak bu sefer de sahanın azizliğine uğradılar.. David James, kötü zeminden ötürü son anda yön değiştiren topu ıskalayınca Drogba için topu kaleye göndermek çok kolay oldu ve bu daikakadan sonra moralleri adeta pamuk ipliğine bağlı olan Portsmouth takımının moralleri yerle bir oldu.

Chelsea deplasmanda Drogba (2), Malouda(2) ve Lampard'ın golleriyle Portsmouth'u beş golle geçerken zirve yarışından kopmadığını ıspatladı ve kötü geçen iki haftanın ardından moraller biraz da olsa yerine gelmiştir. Malouda'nın son haftalarda yükselen form grafiği gerçekten sevindirici ve bana göre Dünya Kupası için Fransa Milli Takımı'ndaki yerini garantilemiş durumda.

Avram Grant, eski takımına bir çelme daha takmak istiyordu ancak maalesef başaramadılar ve Championship'e biraz daha yaklaştılar. Bu aşamadan sonra kulübü satın alan biri çıkar mı bilemiyorum ama Portsmouth bir kere ligden düştü mü kolay kolay bir daha Premier League'e çıkamayabilir.

Son olarak, David James'in yediği talihsiz golü paylaşalım:


Portsmouth 0 - 1 Chelsea
Yükleyen nongcream7. - Daha fazla spor videosu.

23 Mart 2010 Salı

Lionel Messi - Maradona'nın tahtı emin ellerde =)

Kendimi bildim bileli futbolu yakından takip ederim, ama hayatım boyunca futbolundan bu kadar zevk aldığım bir oyuncu daha hatırlamıyorum. Belki de Pele'lerin Maradona'ların kolay kolay yetişmediği bir dönemde olmamız olabilir asıl nedeni. Nedeni ne olursa olsun Lionel Messi, artık kolay kolay Pele'ler Maradona'lar yetişmez diyenlerin bu iddialarından vazgeçmelerini sağlayacak gerçek bir futbol dehası, bir maestro ve tam bir futbol cambazı.

2004-2005 sezonundan beri Barcelona forması giyen Lionel Messi, özellikle Ronaldinho'nun takımdan ayrılıp AC Milan'a transfer olmasından sonra takımın lideri konumuna yükseldi. Genç yaşta büyük sorumluluk altına giren Messi bu sorumluluğun altından rahatça kalkmanın yanı sıra sürekli beklentilerin daha da üzerine çıkmayı başardı.

Bu sezon ligde özellikle son haftalarda attığı goller ve akıl dolu asistlerle sık sık spor sitelerinin ana başlıklarını işgal etmeyi başaran Lionel Messi, La Liga'da 26 maçta 25 gol 9 asistlik performansı ile Premier Lig'de altın çağını yaşayan Wayne Rooney'nin "Yılın en iyi futbolcusu oylaması"ndaki en büyük rakibi konumunda.

Geçen hafta Valencia karşısında hat-trick yaptıktan sonra bu hafta Real Zaragoza maçında yine 3 gol atarak müthiş performansını sürdüren Lionel Messi, son Şampiyonlar Ligi maçında Stuttgart karşısında attığı 2 muhteşem gol ve Pedro'nun golünde Yaya Toure'ye yaptığı muhteşem asist de göz önüne alındığında son 3 maçta 8 kere fileleri muhteşem golleriyle havalandırmış oldu.

İsterseniz Lionel Messi'nin Stuttgart maçındaki muhteşem 2 golünü ve Yaya Toure'ye verdiği muhteşem pası izleyerek gözlerimizin pasını silelim =)


Bursaspor adım adım şampiyonluğa

Turkcell Süper Lig'in 26. haftasında Bursaspor, Bursa Atatürk Stadı'nda ligde kalma mücadelesinde rakiplerinden oldukça dezavantajlı durumda bulunan, ateş hattındaki Denizlispor ile karşılaştı ve sahadan 2-1 üstünlükle ayrıldı.

Bu sonuçla Bursaspor üst üste 6.maçından da galibiyetle ayrılmış oldu ve en yakın takipçisi Galatasaray ile puan farkını 5'e çıkardı. Pazar günü oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe derbisinden çıkabilecek olası bir beraberlik Bursaspor'un şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmasını sağlayacak.

Maça dönecek olursak, Ozan İpek'in muhteşem rövaşata golü ve Sercan'ın sayılarıyla Bursaspor 2-0'ı yakaladıktan sonra ataklarını sıklaştıran Denizlispor Roberts'ın ayağından bir gol bulsa da yenilgiyi önleyemedi.

Ligin bitmesine sadece 8 hafta kaldığını ve Bursaspor'un kalan maçlarından birinin daha önce ligden düşürülen Ankaraspor ile olduğunu düşünürsek Bursaspor şu anda şampiyonluğun en büyük favorisi olarak gözüküyor.Yıllardır 4 büyüklerin domine ettiği şampiyonluk yarışında Bursaspor bu çıkışı ile taraflı tarafsız herkesin takdirini toplamanın yanı sıra diğer Anadolu kulüplerini de gelecek sezonlar için oldukça umutlandırıyor. Bursaspor'un başarıyı yakalayan çekirdek kadrosundaki yıldızlar ise şimdiden özellikle üç büyüklerin iştahını kabartmaya başladı. Gençlere verdiği değer ile ön plana çıkan Bursaspor'un teknik direktörü Ertuğrul Sağlam'ın sezon sonunda transferler konusunda nasıl bir tutum izleyeceği şimdiden merak konusu.

20 Mart 2010 Cumartesi

2009/2010 Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Eşleşmeleri


Bu hafta oynanan maçlardan sonra 19 Mart tarihinde kuralar çekilde ve çeyrek final eşleşmeleri belli oldu. "Tarih tekerrürlerden ibarettir" lafı bir kez daha gerçek oldu ve 2 eski finalin tekrarını izleyeceğimiz bu 4 eşleşmeyi aşağıda bulabilirsiniz.

Lyon - Bordeaux


Çeyrek finalde iki Fransız takımı görmeye çok alışkın değiliz. Eğer şanslı kuralar çekmiş olsalar belki bu iki Fransız takımını yarı finalde görebilirdik ama şansları yaver gitmedi. Ligue 1'de Lyon'un egemenliğine son veren Bordeaux, rakibine karşı aynı üstünlüğü Avrupa'da da sürdürebilecek mi hep beraber izleyeceğiz. Laurent Blanc, eğer bu turu da geçerse (geçmese bile?) sene sonunda kapağı bir Avrupa devine(Juventus?) atacaktır.

Bayern Munich - Manchester United


Çeyrek final eşleşmelerinde beni en çok heyecanlandıran eşleştirmelerden ilki bu oldu. 1998-1999 sezonu Şampiyonlar Ligi finalinde Sir Ferguson ve öğrencileri Bayern'e karşı tarih yazmışlardı. O tarihten bu yana iki takımda herhalde bir tek Giggs kalmıştır ancak Bayern'in intikam ateşinin söndüğünü düşünmüyorum. Kıran kırana geçecek ilk maçın kaderini bence Allianz Arena'daki maç belirleyecek. Eğer Manchester United, deplasmanda bir gol atacak olursa Bayern'in Old Trafford'dan tur ile geri dönmesi oldukça güç olacaktır. İki formda yıldızın kapışmasına da şahit olacağız. Bayern'de kendini bulan bir Robben ile şuan dünyanın en formda forveti Rooney'nın şavaşına tanık olacağız. Keyifli bir 180 dakika bizi bekliyor.

Arsenal - Barcelona


Tıpkı bir üstteki eşleşme gibi bu da bir finalin tekerrürü olacak. Rijkaard yönetimindeki Barcelona kupaya uzanırken Arsenal'de yeniden yapılanmanın başladığı an oluyordu. Bu maçın bir diğer özelliği de Henry'nin evine geri dönüyor olması. Bakalım Gunners taraftarları eski kaptanlarını nasıl karşılayacaklar ancak maalesef Arsenal'in turu geçmesi oldukça zor gözüküyor. Neredeyse kusursuz oynayan Messi'nin liderliğinde adeta bir makina gibi top oynayan Barcelona karşısında şansları gerçekten çok zor. Özellikle Gallas'ın sakatlığının uzaması ve Cambpell'ın geçmiş finalde Arsenal'in tek golünü attığı halinden çok uzak olması, Barcelona'nın ekmeğine yağ süren faktörler. Arshavin her ne kadar formda olsa bile Fabregas'ın takviyesi olmadan Barcelona defansına karşı çok fazla üretken olması çok zor gözüküyor. Barcelona'nın turu geçeceğini düşünüyorum.

Inter - CSKA Moskova


Çeyrek final eşleşmelerinde en çok sevinen kuşkusuz Mourinho'dur. Eski takımı, Chelsea'yi eledikten sonra hedefine bir adım daha yaklaşmışken heralde daha iyi bir kura çekemezdi. Tamam CSKA Moskova özellikle gruplarda ve Sevilla karşısında çok iyi top oynadı ama Inter'in sertliğine ve oyun disiplinine karşı ne kadar dayanabilirler emin değilim. Kaldı ki Mourinho, Şampiyonlar Ligi'ni bu kadar çok istiyorken karşısında durmaları da zor gözüküyor. Dünkü Fulham mucizesinden sonra herşey beklenir ancak Mourinho ve Inter, Zaccheroni ve Juventus ikilisine benzemez. Mourinho, turu kendi oynayacakları ilk maçta bitirmek isteyecektir ama CSKA Moskova deplasman golü bulduğu takdirde Moskova'da her türlü supriz olabilir. CSKA Moskova'nın buraya kadar gelmesi tabi ki bir sürpriz değil ancak bu sefer iyi oyundan daha fazlasına biraz da şansa ihtiyacları olacak. Bir aksilik olmadığı takdirde Inter ve Mourinho'yu yarı finalde göreceğiz.